Merhaba,

Satranç, oyunlar ve anılara devam ediyorum. Eğer birinci bölüm' ü okumadıysanız, önce onu okuyun derim.

Önce 2 konuya açıklık getirmek istiyorum: Son duyumlarıma göre sevgili Kani Çatalsakal' ı yitirmişiz... Çok üzüldüm. O' nu ilk tanıdığım yıllarda, onda büyük bir özellik görmüştüm: Kuvvetli oyunculara karşı kuvvetli, zayıf oyunculara karşı zayıf oynayabiliyordu. Bunu iltimas yada şike olarak değil, sanki değişik kuvvet derecelerine ayarlanabilen bir bilgisayar gibi yapıyordu. Samsun Birinciliğinde iki kişi hariç herkesi yenerken, birkaç gün sonra, Çarşamba Şehir Klübünde sıradan bir oyuncuya oyun verebiliyordu. Süer Satranç Dergisinde yayımlanmış bir yazısı vardı. Genç satranççılara "Eğer yenerseniz, rakibinizin üzüntüsünü, yenilirseniz rakibinizin sevincini paylaşın." özünde yazılmış bir yazı idi. O, gerçekten de öyle yapardı.O' na yenildiğinizde üzülemezdiniz. Nur içinde yat Kani Abi.

İkinci konu ise daha önemli. Size Kani Çatalsakal' ı ustam olarak tanıtarak, gerçek ustama haksızlık etmiş oldum. Bilmiyorum bu düzeltmeyi yaptıktan sonra beni affedebilecek mi? Benim gerçek ustam Av. Hüseyin DEĞERLİ' dir. Yani bana satrancı ilk öğreten, beni satrançla ilk tanıştıran (ve siz rakiplerimin başına bela eden) beni satranç konusunda sürekli destekleyen, Çarşamba eski belediye başkanı, eniştem Hüseyin Değerli' dir. İlk zamanlar O' nu yenmek için taktikler geliştirmeye çalıştığımı halen anımsıyorum. Satranca çok yetenekli ve fakat ayıracak fazla zamanı olmayan birisidir eniştem. Belki de sırf bu yüzden kariyerinde birkaç İl Birinciliği ünvanı eksiktir. (Eh, enişte. Artık affedersin.)

1992 yılında Ankara' da kurum tarafından gönderildiğim İngilizce kursu sırasında katıldığım Ankara Birinciliği, satranca dönüş için bir araç oldu. 10 yıl kadar turnuva satrancı oynamadan bir turnuvaya katılmanın bedelini ağır ödedim: +3 = 1 - 4 Aslında turnuva 9 turluydu. Ancak ben 8. tur için Samsun' da olacağımdan, eşlendirmeye alınmamamı istemiştim. Aynı turnuvada Metin Kayaman da vardı. O da benim gibi yaklaşık 10 yıl aradan sonra satranca dönüş yapıyordu, O da benim gibi antremansız ve formsuzdu, O da benim gibi yüksek bir UKD' ye sahipti ! İşte bu son nuans, turlar ilerledikçe bizimle eşleşen genç oyuncular için daha bir önem kazandı. Bizimle eşleştiğini öğrenince mutlu olanlar, ellerini oğuşturanlar ve hatta eşleşme öncesi bize düşmek için dua edenler olduğu rivayet ediliyordu. Her iki Metin' de o turnuvada aradığını bulamadı diyebilirim. Ama bu hezimetin beni yeniden satranca döndürmek gibi bir işlevi oldu.

1992 Ankara Birinciliğinin ardından, 92 Samsun Birinciliği, 93 Çanakkale Festival Turnuvası(1), 94 Samsun Birinciliği, Federasyon Kupası, 1.Yeşilırmak Turnuvası, Ereğli' de Karadeniz Takımlar Birinciliği, 95 Samsun Birinciliği ve birkaç yerel turnuvada oynadım. Böylece eski oyun gücüme ulaşabildim ve 95 yılında, Türkiye Birinciliği Çeyrek Finali, Yarı Finali ve Çanakkale' de yapılan Final' e katıldım. En iyi oyunlarımdan biri olan Hakan ERDOĞAN' a kazancım bu finalde oynanmıştı. Diğer oyunlarım gibi MetinPgn.zip ve MetinCB6.zip dosyasında.

1995 yılında Samsun takımında oynadım, 2. ligden birinci lige çıkmasında pay sahibi oldum. (Bir küçük anı: Ben Samsun takımı birinci masasında, İbrahim TOFAN Diyarbakır takımı birinci masasında, O beni askerlik yaptığım zamandan hatırlıyor: Diyarbakırda oynamışız. Çok fazla kişi ile oynadığımdan ben tam çıkartamadım.12 sene önceydi, fırtına gibi esmiştim.İbrahim doğal olarak daha net hatırlıyor. "Hangimiz daha çok kazanmıştık?" diye sordum. "Sen kazanmıştın. Yine sen kazanırsın" demişti. İbrahim 1995 yılında benden daha iyi olmasına karşın, daha masaya oturmadan yenilgiyi kabullenmişti. Yanılmadı.) Ancak, Liglerin kurulmasıyla bazı oyuncular az da olsa para kazanmaya başlarken, biz Samsun İl Karması takımında cebimizden de harcamalar yaptık, yaranamadık. Çanakkale deplasmanına "Uçak olmazsa gitmeyiz!" demişiz!! ("Federasyon harcırahları ödüyor. Gidip dönene kadar avans verinde bilet alalım, otelde kalalım." dememişiz.) Samsun takımını bıraktık. Daha sonra bana Ereğli takımından, Sevgili dostum Nurettin REİS' ten teklif geldi.

Satranççı olupta Nurettin Reis' i tanımayan varmıdır acaba? Eğer varsa, çok şey kaybettiğini söylemem gerekir. Ben Reis' i 1986 senesinde, Altınkaya HES montajında çalışırken tanıdım. O zamanlar satranç ile ilgisi yoktu. (Benimle aynı ortamda çalışıyordu, benden satranç dersi alma fırsatını kaçırıyordu. Ne büyük kayıp, değil mi Reis?)

Ereğli Takımı

Reis işyerime gelip bana Ereğli takımında oynamamı teklif ettiği zaman, herhangi bir takımda oynamayı istemiyordum, ama Reis'i de kırmak istemiyordum. Aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:

-Ereğli takımında oynarım, ama bana Bafra' dan ev alman şartıyla. (O günlerde ev satın alma niyetim vardı. Reis, Bafralıydı, bana iyi bir ev bulacağını düşündü.)

-Tamam, sana Bafra' dan ev bulurum.

-Ev bulmayacaksın. Parasını verip satınalacaksın!

-???

-Öyleyse Ereğli takımında oynamam. Ama sen dostumsun, eğer listende boş yer varsa beni yaz. Oynamak için söz vermiyorum. Canım oynamak isterse, izinde satranç şehrinde olursam, satranççı dostlarımı görmek istersem, bana gerçekten ihtiyacın olursa ve ben müsaitsem... o zaman oynarım ve bunun için senden hiçbir talepte bulunmam. Yalnız masraflarımı karşıla, yeter.

Bu şartlarda anlaştık. Ancak sonradan ( biraz da Reis' in rahatsızlığı nedeniyle uzak olmamızdan kaynaklanan ) yanlış anlamalar oldu.

Neyse, Ereğli takımını 1. lige çıkartmak için Silifke Akkum' a gittik. 20 kadar takım arasından ilk 3 e girmek gerek. Bizim ilk üç masa, Zeki Sayber, ben, Hayri Özbilen. Turlar kıran kırana geçiyor. 5. turda (toplam 7 tur) Manisa takımından Ziya Ahmedov ile oynuyorum. Geçen sene Samsun takımında oynarken Ziya ile karşılaşmış ve ben kazanmıştım. Ancak maç sırasında beni bir huzursuzluk sarmıştı, sanki kaybedeceğim içime doğuyor gibiydi. Reis' e gidip bu maçı berabere yapmak istediğimi, aksi halde kaybedebileceğimi söyledim. Pozisyon kötü olmamasına karşın kaybedeceğim düşüncesi Reis' in aklına hiç yatmadı. O benden bu turda tabii ki tam puan bekliyordu. Hani arslanlar sürüye saldırımadan önce ceylanlardan birinin bacakları titrer ya, işte ben de o duyguyu yaşıyordum. Reis' i ikna edip oyunu berabere bitirdikten sonra bana büyük bir güven geldi. Ve belki de hayatımda hiç yapmadığım birşey yaptım: (Muhtemel rakiplerimden birisi, 2-0 geride olduğum Ahmet CAN olduğu halde)Son 2 turda 2 puan sözü verdim.

Değil satrançta, günlük yaşamda da risk varsa söz vermeyi sevmem. 5. tur sürpriz sonuçlar getirmişti ve ilk üç riske girmişti. Sevgili Reis 6. turdaki rakibimiz Erzurum takımını 6-0 yenmemiz için çok çalıştı, takımı çok iyi motive etti. Biz de takım olarak O' nun bize olan güvenini boşa çıkarmadık ve Erzurum' u 6-0 yendik. Ben Kemalettin Yentimur ile karşılaştım. 16. hamlesinde yaptığı pozisyonel hatadan sonra pek zorlanmadan kazandım.

Son turda rakibimiz Çanakkale ve benim rakip hiç yenemediğim Ahmet CAN idi. Ben kazandım. Sevgili dostum Ahmet Can, bilmediği açılışa rastlamış olmalı ki, turdan sonra bana "Senin bir piyonun üzerine yatarak oynayacağını hiç ummazdım." dedi.

Ereğli takımı ile Silifke / Akkum 1.lige yükselme turnuvasında aldığım sonuç +5 =2 -0 . Aldığım para ne kadardı bilmiyorum. (Federasyon yol parası, günlük harcırah ödüyor, tabldot yemek çıkarıp ücretini maliyet üzerinden alıyor, böylece harcırahtan para dahi artıyordu.) O para ile 486 makinama 4 MB ram alıp eklemiştim.

Akkum' da 2. olan Ereğli ekibi

Soldaki resimde, Ereğli Erdemirspor Satranç takımını 2. yaparak 1. lig' e yükselten kadro ve ödülleri görülüyor. Madalyalardan birini almak için ısrar etmiştim. Satrançta ödül olarak birçok kupa, şilt, plaket, kalem vs. kazanmıştım. Ancak ilk kez bir madalya aldım.

Resmin büyük olmasını isterseniz üzerine tıklayın.

Akkum' da bundan sonra iki turnuva daha oynadım: 1996 T.B. Çeyrek finali (+3 =6 -0) ve 1998 T.B. Çeyrek finali (+4 =5 -0). Yani toplam üç turnuvada 12 kazanç, 13 berabere ve sıfır kayıp! Ne dersiniz, Dünya birinciliği Akkum' da yapılsa ve ben de katılsam...J

Ana Sayfa